Bilgi Deposu 22.03.2013
Yorumlar(0)

  • Yaşanmış veya yaşanması mümkün olan olayların okuyucuya haz verecek şekilde anlatıldığı kısa edebi yazılara“hikâye (öykü)” denir.
  • Hikâye, insan yaşamının bir bölümünü, yer ve zaman kavramına bağlayarak ele alır. 
  • Hikâyede olay ya da durum söz konusudur. Olay ya da durum kişilere bağlanır; olay ya da durumun ortaya konduğu yer ve zaman belirtilir; bunlar sürükleyici ve etkileyici anlatımla ortaya konur.
  • Hikâyelerde düşündürmekten çok, duygulandırmak ve heyecanlandırmak esastır. 
  • Hikâyeler, gerçek ya da düş ürünü bir olayı kısa şekilde anlatır. 
  • Kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması, genellikle önemli bir olay ya da sahne aracılığıyla tek ve yoğun bir etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesiyle roman ve diğer anlatı türlerinden ayrılır.
  • Hikâye, olay eksenli bir yazı türüdür. Hikâyede temelde bir olay vardır ve olaylar genellikle yüzeyseldir. 
  • Hikâyeler genellikle kişilerin anılarını anlatması şeklinde oluşur.
  • Hikâye kısa bir edebiyat türü olduğu için bu eserlerde fazla ayrıntıya girilmez. Olayın ya da durumun öncesi, sonrası okura sezdirilir. Okur, bazı sözcüklerden yararlanarak ve düş gücünü kullanarak kişiler hakkında ya da olaylar ve durumlarla ilgili yargılara ulaşabilir.
  • Hikâyeler Batı’da romanla aşağı yukarı aynı dönemde oluşmaya başlamıştır. Özelikle Realizm döneminde hikâye türü başlı başına bir tür olarak yetkinlik kazanmıştır.

Hikâyenin Öğeleri

Hikâyenin temel unsurları “olay, yer, zaman ve kişi”dir.

a- Olay:

Öykü kahramanının başından geçen olay ya da durumdur. Hikâyede temel öğe veya durumdur. Hikâyeler olay eksenli yazılardır. Hikâyelerde bir asıl olay bulunur. Ancak bazen bu asıl olayı tamamlayan yardımcı olaylara da rastlanabilir.

b- Çevre (Yer):

Hikâyede sınırlı bir çevre vardır. Olayın geçtiği çevre çok ayrıntılı anlatılmaz, kısaca tasvir edilir. Olayın anlatımı sırasında verilen ayrıntılar çevre ve yer hakkında okuyucuya ipuçları verir.

c- Zaman:

Hikâye kısa bir zaman diliminde geçer. Hikâyeler geçmiş zamana göre (-di) anlatılır. Konu, yazarın kendi ağzından veya kahramanın ağzından anlatılır. Özellikle durum öykülerinde zaman açık olarak belirtilmez, sezdirilir. Hatta bu tür öykülerde zaman belli bir düzen içinde de olmayabilir. Olayın ve durumun son bulmasından başlayarak olay ya da durumun başına doğru bir anlatım ortaya konabilir.

d- Kişi:

Hikâyede az kişi vardır. Bu kişiler “tip” olarak karşımıza çıkar ve ayrıntılı bir şekilde tanıtılmaz. Hikâyede kişiler sadece olayla ilgili “çalışkanlık, titizlik, korkaklık, tembellik” gibi tek yönleriyle anlatılır. Kişiler veya tipler, belli bir olay içinde gösterilir. Bu tiplerin de çoğu zaman sadece belli özellikleri yansıtılır. Romanda olduğu gibi, kişilerin bütün yönleri verilmez. Bu bakımdan hikâyede kişilerin psikolojik özelliklerine de ayrıntılı olarak girilmez.

NOT: Hikâye - Roman Farkı

Hikâye anlatım olarak romana benzer; ama aslında onun romandan çok farklı yanları vardır:

  • Hikâye türü, romandan daha kısadır.
  • Hikâyede temel öğe olaydır. Romanda ise temel öğe karakter, yani kişidir. Hikâyeler olay üzerine kurulur, romanlar ise kişi üzerine kurulur.
  • Hikâyede tek olay bulunmasına karşılık romanda birbirine bağlı olaylar zinciri vardır. Romandaki olaylardan her biri hikâyeye konu olabilir.
  • Hikâyede kahramanların tanıtımında ayrıntıya girilmez, kahramanlar her yönüyle tanıtılmaz. Romanlarda ise kahramanlar ayrıntılı bir biçimde, hemen her yönüyle tanıtılır. Romandan farklı olarak hikâyede kişiler sadece olayla ilgili yönleriyle anlatılır. Bu yüzden hikâyelerdeki kişiler bir karakter olarak karşımıza çıkmaz.
  • Öyküde, olayın geçtiği yer (çevre) sınırlıdır ve ayrıntılı olarak anlatılmaz. Romanlarda olaylar çok olduğu için olayların geçtiği çevre de geniştir. Bu çevreler çok ayrıntılı olarak anlatılır.
  • Hikâyeler kısa olduğu için anlatım yalın, anlaşılır ve özlüdür. Romanlarda ise anlatım daha ağır ve sanatlıdır.

Hikâye Türleri

Hikâyeciliğin tarihsel süreci incelendiğinde karşımıza iki tür hikâye çıkmaktadır. Bu türler “olay öyküsü” ve “durum öyküsü” olarak adlandırılır.

1. Olay öyküsü

  • Bu tarz öykülere “klasik vak’a öyküsü” de denir. 
  • Bu tür öykülerde olaylar zinciri, kişi, zaman, yer öğesine bağlıdır. 
  • Olaylar serim, düğüm, çözüm sırasına uygun olarak anlatılır. 
  • Olay, zamana göre mantıklı bir sıralama ile verilir, düğüm bölümünde oluşan merak, çözüm bölümünde gi-derilir. 
  • Bu teknik, Fransız sanatçı Guy de Maupassant (Guy dö Mopasan) tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere “Maupassant tarzı öykü” de denir.
  • Türk edebiyatında bu tarz öykücülüğün en büyük temsilcisi Ömer Seyfettin’dir. Ayrıca Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu Orhan Kemal, Samim Kocagöz, Necati Cumalı, Talip Apaydın da olay türü öykücülüğünün temsilcileri arasındadır.

2. Durum öyküsü

  • Bu tarz öykülere “modern öykü” de denir. 
  • Her hikâye olaya dayanmaz. 
  • Bu tür öykülerde merak öğesi ikinci plandadır. 
  • Yazar, bu öykülerde okuyucuyu sarsan, çarpan, heyecana getiren bir anlatım sergilemez. Onun yerine günlük hayattan bir kesit sunar veya bir insanlık durumunu anlatır. 
    Bu öykülerde kişisel ve sosyal düşünceler, duygu ve hayaller ön plana çıkar. 
  • Durum öyküsü ünlü Rus edebiyatçı Anton Çehov tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere “Çehov tarzı öykü” de denir. Bu tarz öykünün Türk edebiyatındaki temsilcileri: Sait Faik Abasıyanık ve Memduh Şevket Esendal.

Dünya Edebiyatında Hikâye

  • Öykünün ortaya çıkma sürecinde karşımıza önce fabl türündeki eserler, sonra kısa romanlar sonra da “Bin Bir Gece Masalları” çıkar. 
  • Rönesanstan (16. yüzyıl) sonra Giovanni Boccacio (Bokasyo), “Decameron (Dekameron) Öyküleri” adlı eseriyle öykü türünün ilk örneğini vermiş ve çağdaş öykücülüğün başlatıcısı olmuştur. 
  • 18. yüzyılda Voltaire (Volter) öykü türünde ürünler vermiştir. İnsan dışındaki yaratıkları ve olmayacak öyküye katmıştır.
  • Ne var ki öykü, bir tür olarak karakteristik özelliklerini ancak 19. yüzyılda Romantizm ve Realizm akımlarının yaygınlaşmasıyla kazanmıştır. 
  • Alphonse Daudet (Alfons Dode), Guy de Maupassant (Guy dö Mopasan) gibi Fransız yazarlar öykü örnekleri vermişlerdir.

Türk Edebiyatında Hikâye

  • Türk edebiyatında roman kavramı ortaya çıkana dek, kısa veya uzun, nesir ya da nazım her yazıya hikâye denmiştir. 
  • Buna rağmen hikâye, Türk edebiyatına yabancı bir tür değildir. Özellikle “Kırk Haramiler”, “Kırk Vezir Hikâyeleri”, “Dede Korkut Hikâyeleri”, aşk ve savaş hikâyeleri Türk toplumunda asırlarca anlatılagelmiştir. 
  • Tanzimat döneminde Fransız edebiyatının etkisiyle romanla tanışılınca, romanın kısa olanına hikâye denmiştir. İki tür arasındaki ayrımdan ilk söz eden, Nabizâde Nazım olmuştur.
  • Öykü türü edebiyatımıza Tanzimat'la birlikte girmiştir. İlk öykü örneklerini edebiyatımızda "Letaif-i Rivâyet" (Söylenegelen Güzel Hikâyeler) adıyla Ahmet Mithat Efendi vermiştir (1870). Aynı yazarın "Kıssadan Hisse" adlı eseri de ilk öykü örneklerindendir. Batılı anlamda ilk öykü örneklerini ise "Küçük Şeyler" adlı eseriyle Tanzimat'ın ikinci kuşak sanatçısı Samipaşazâde Sezai ortaya koymuştur (1892).
  • Türk öyküsü, Milli edebiyat döneminde Ömer Seyfettin'le asıl çıkışını yapmış, bu tür Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Tarık Buğra, Sabahattin Ali, Haldun Taner... gibi yazarlarla iyice gelişmiştir.

Bilgi Deposu 22.03.2013
Yorumlar(0)

  • Şevket Rado gazetecilikten dışında dönemin Zoğrafyon Lisesi'nde Sosyoloji St.Joseph Lisesi'nde ise Edebiyat öğretmenliği yaptı. Öte yandan İ. Ü. Gazetecilik Enstitüsü'nde "Yazı Türleri” adlı dersi yürüttü. Bunların dışında 5 yıl süreyle İstanbul Radyosu'nda her hafta aile sohbetleri programı yaptı.

    1956'da Hayat Dergisini çıkardı. Hayat dergisi daha ilk sayısında 193.000 adet satarak Türkiye’de rekora imza attı. Bu rakam 1958–1968 yılları arasında ise 200.000'lere kadar çıktı.
    Hayat dışında ünlü sinema–tiyatro dergisi SES ile Resimli Roman Hayat Spor Ayna ve Hayat Tarih dergileri de Şevket Rado’nun çıkardığı ve yönettiği dergilerdir. Hayat dergisi ve diğer yayınlar 1978 yılında başlayan bir grev neticesinde kapanmışlardır.

    1961 yılında fasiküller halinde yayınlamaya başladığı Hayat Ansiklopedisi büyük bir olay olmuş ve 150.000 adetten fazla satmıştır.

    Şevket Rado Hayat Ansiklopedisi dışında çeşitli eğitici yayınlar ansiklopedi ve sözlükler çocuk kitapları gibi yüzlerce kitap yayınlamıştır.

    Şarkıcı Hümeyra'nın seslendirdiği ve uzun süre listelerde ilk sıralarda yerini koruyan Kördüğüm adlı parçanın söz yazarı olan ve gençliğinde Şevket Hıfzı adını kullanarak şiirler yazmış olan Şevket Rado aynı zamanda ünlü yazar Orhan Pamuk'un eniştesidir.


  • EŞREF SAATİ, ŞEVKET RADO

    KONUSU: Hayat, aynı zamanda bir tecrübeler toplamıdır. Kimimiz bu tecrübeler neticesinde elde ettiğimiz birikimleri, çeşit­li yollarla aktarabilir; kimimiz ise, bunu beceremeyiz. Şevket Rado, yıllarca süren gazete ve dergi yöneticiliği, fikir adamlığı ile sahip olduğu engin görüşlerini, bu kitabında okuyucuya ulaştırmaya çalışmıştır.

    Kitap yirmi yedi bölümden oluşmuştur.

    BÖLÜMLER:

    EŞREF SAATİ:
    Sizin için günün en iyi saati hangi saattir hiç düşündünüz mü? Şair tabiatlı olanlar akşam saatlerini severler. Güneşin batışı insana tuhaf bir hüzün verir. ..Yemek düşkünleri de öğle saatleri­ni… Yaş ilerledikçe insanlar sabah saatlerini sever olurlar…Sizin için en iyi saat hangisidir? Buradan bir şey söyleyemem ama bana sorarsanız, saatlerin en iyisi…..şu ne zaman geldiği pek de bilin­meyen, adına “Eşref Saat” dediğimiz saattir. Eşref saat gündelik hayatımızda işlerimizin en iyi gittiği, kararlarımızın en isabetli olduğu, hükümlerimizde asla yanılmadığımız saattir…..
    Yalnız sizin, teker teker insanlann hayatında değil, milletle­rin hayatında da eşref saatler vardır. O saatler gelmeye görsün, milletler esaretten kurtulurlar; o saatler gelip çatınca ordular hari­kalar yaratırlar…
    Milletlerin eşref saatlerini büyük dâhiler keşfeder…
    Her iyi şey eşref saatte olur. Biraz sabır göstermek, biraz dikkatli davranmak, insanların bam teline dokunmamaya çalış­mak, evinizde (işinizde) eşref saati sık sık çaldırmak için yeterli­dir.

    DAHA IYI OLABİLİR:

    Hangi hâl ve şartlar içinde olursa olsun daima daha iyiyi is­temek! Fertleri de, milletleri de günbegün yükseltip refahın en yüksek katlarına çıkarmak için herkesin yüreğinde, sahibini daha iyiye itmekten bıkmayan bir motor saklı bulunmalıdır… Ata­türk’ün çok güzel bîr sözü vardır: “Zafer, zafer benimdir diyebilenle­rindir. ”
    Kanaatkârlık elbette kaybedilmemesi gereken iyi özellikler­den biridir. Ama icap ettiği zaman kullanılmalıdır. Toprak bom­boş dururken bir avuç tarlayı ekerek, “benim ihtiyacımı bu kadarı karşılar” deyip oturan, daha fazlasını istemeyen fakirlikten kurtulamaz.

    YAŞAMA ZEVKİ:

    Şu birkaç günlük ömrümüzü saadet içinde geçirmek hepimi­zin tek arzusudur. Yaşamdan zevk almayı bilmek, mesut olmanın olmazsa olmaz koşuludur.
    Bu dünya, gelinebilecek dünyaların elbette kî en iyİsidir. Et­rafındaki konularla ilgilenmesini bilenler, asla sıkılmazlar.

    GÜLER YÜZ:

    Asık suratlı insanlardan hoşlanır mısınız desem bana güler­siniz. O zaman, sizde her zaman güler yüzlü olmaya gayret edi­niz. Güler yüzlü insanlar arasında yaşayanların hayatı daha tatlı geçer.

    TATLI DİL:

    Yılanı deliğinden çıkarır derler. Yılan pek insan dilinden an­lamaz ama tatlı dilin neler yapmaya yettiğini anlatmak için böyle demişlerdir.
    Tatlı dilli insanlar vardır, onları dinlemek insana büyük bir zevk verir.
    Ayrıca tatlı dilin açamayacağı kapı yoktur.

    GENÇLİĞİN KIYMETİ:

    Nasıl mevsimlerden bahar varsa, insanların baharları da gençlik dönemleridir. Baharda, her taraf yemyeşil olur, çiçekler açar, dallar meyvelerle bezenmeye hazırlanır. İnsanların gençlik­leri de aynen böyle olur. Ancak, insanların meyve toplamaları, ağaçlar kadar erken olmayabilir. Bu yüzden sabır etmesini de bilmelidirler.
    Ayrıca, insanlar hayatlarının her döneminde genç kalmayı başarabilirler. Bu da, her yaşa uygun iş ve zevk becerilerini geliş­tirmekle mümkün olur.

    ÇOCUKLARIN ANA VE BABALARINDAN BEKLEDİKLERİ:

    Çocuklarımızın yetişmesi, anne ve babaları en fazla meşgul eden meselelerden biridir. Eğer yorgunluklara katlanıyorsanız, üzüntülere göğüs geriyorsanız, bin bir sıkıntıyı yenmeye gayret ediyorsanız yalnız onlar için, onların iyi yetişmeleri, ileride sizin kadar yorulmamaları, üzülmemeleri için katlanıyorsunuz.
    Bir de işin çocuklar tarafından bakılan cephesi vardır. Çocu­ğun yeryüzünde en çok sevdiği iki varlık anası ile babasıdır. O her hareketiyle sizi taklit etmeye, size benzemeye çalışır.
    Onun iyi bir İnsan olarak yetişmesini istiyorsak, ilk önce iyi bir insanda bulunması gereken meziyetleri, kendimize mal etme­miz gerektiğini unutmamalıyız.

    GÖNÜL ZENGİNLİĞİ:

    Zengin olmak, bir gönül meselesidir. Gönül zenginliği, baş­kasının servetini kıskanmamaktır.
    Bir kere ruhça zengin olalım, gönüllerimiz zengin olsun, Öte­ki zenginlik kendiliğinden gelir.

    İSTEMEK:

    Dünyada insanların mesut olabilmesi için topu topu iki yol varmış. Bunlardan biri bütün istediklerini elde etmek; ikincisi ise elde edebileceklerini istemesini bilmektir.
    Hangi isi daha gerçekçi ve hakkımızda hayırlı olandır? Tabii ki ikincisi.
    Bütün istediklerini (maddi ve manevi) elde etmek, gerçek­leşmesi çok zor olan bir olaydır. Elde edebileceklerini istemek ise gayet mantıklı, insanı güçlü kılan, her attığı adımın sağlam olma­sını sağlayan yoldur. Buyurun tercihinizi yapın.

    NORMAL İNSAN:

    Normal insan, genellikle memnun olan, her şey istediği gibi gitmese bile neşesini kaybetmeyen insandır. O kafasının içinde kurduğu dünyada değil, etiyle kemiğiyle içinde yaşadığı dünyada dolaşmasını bilir. Hoşgörülüdür. Kendisini olduğundan yüksek görmez. Kendisinden çok, çevresindekilerle meşgul olur. Olayları ve kişileri anlamaya çalışır. Dış görünüşüne bakarak insanlar hakkında karar vermez.
    Normal olmak için ne kadar çaba sarf edersek edelim. Yine de hepimizde bir parça anormallik vardır.

    FAYDALI BİR İŞ GÖRMEK ZEVKİ:

    Bir iş görme, bir eser meydana getirme zevki, sadece aydın­lara, sanatkârlara ait değildir. Bu zevk herkeste vardır.
    Bütün güzel eserlerde, sadece yapanların değil, hemen her­kesin payı vardır. Toplum bir bütündür. Bir Türk Genci, uluslar arası alanda, başarı kazandığında, hepimiz bundan bir pay çıkarmıyor muyuz? Yine, milli bir güreşçimiz dünya şampiyonu olduğunda, hep birlikte sevinmiyor muyuz? O zaman başarısız­lıklardan da kendimize pay çıkarmalıyız. Ancak, o zaman daha faydalı İşler görme yolunda ilerleyebiliriz.

    İHTİYARLIK ÜZERİNE:

    Ömrün her çağı güzeldir. İhtiyarlığın da. Yeter ki, ömür iyi yaşanmış olsun. Yeter ki, ihtiyarlayıncaya kadar geçen dönem, iyi geçirilmiş olsun. İnsan ihtiyarlayınca, belki gençlerin yapabileceği bazı şeyleri yapamaz hale gelebilirler. Ama, unutulmasın ki, bü­yük işler kuvvetle veya çeviklikle değil, düşünce ile sözünü ge­çirme ile, ortaya doğru fikirler atmakla başarılır.

    HERKES KENDİ YERİNDE:

    Bugün, ne olursa olsun başkasının yerinde olmak İsteyen biri ile karşılaştım. Ne kadar yanlış bir yol. Oysa ki herkes kendi ye­rinde olmalıdır. Tamam, insan kendi yerini yeterli görmeyip, ileriyi hedef almalıdır. Ancak, bulunduğun yeri hak edip sağlam­laştırmadan, başka bir yere atlamaya kalkmak bazen İnsanı boş­luğa da düşürebilir.

    HERKES KENDİ HAYATINI YAPAR:

    Hayatta bir işi yapmak için, hiçbir yaş geç değildir. Hayatı uzatan böyle bir yaşama ve hayattan zevk alma isteğinin canlı almasıdır. 83 yaşındaki bir heykeltıraşa: “En beğendiğiniz eseriniz hangisidir?” diye sormuşlar. “Şimdi yapmakla meşgul olduğum eser” diye cevaplamış.
    Herkes kendi hayatını yapacak, fethedecektir. Bu da yüksel­meye çalışmakla, daha üstün bir hayat seviyesine ulaşmakla olur.

    İYİMSERLİK, KÖTÜMSERLİK:

    Bir yazar, “İnsanları, beraber yaşadıkları kimselere hayatı hoş bir hâle getirenler, bir de beraber yaşadıkları insanlara hayatı zehir edenler diye ikiye ayırmak kabildir” diyor.
    İyimser insanlar yalnız kendi hayatlarını tatlılaştırmakla kalmazlar, beraber yaşadıkları insanlara da hayatı pembe bir göz­lük arkasından seyrettirirler. Kolay kolay ümitsizliğe kapılmazlar.
    Kötümserler ise, her şeyi kara, her şeyi korkunç, her şeyi noksan görür.
    Siz hangisi olmayız tercih edersiniz?

    TALİH:

    İnsanlardan bazılarının talihli, bazılarının da talihsiz oldu­ğuna inanmayan pek az insan vardır. Nedir bu talih?
    Talihli olmanın ilk şartı, insanın bir yeteneğinin olmasıdır. Her insanın da mutlaka bir şeye yeteneği vardır. Talihli olmak için işe, o yeteneği geliştirmeye çalışmakla başlamalıdır.
    Talihli olmanın ikinci şartı, İnsanın kendisine inanması, güvenmesidir. Ama bu hiçbir zaman kibir derecesine vardırmamalıdır.

    KENDİ KENDİMİZİ ALDATMAK:

    Bir işi yapamadığımız, beceremediğimiz vakit hatayı kendi­mizde arar ve çözümlerini bulmaya çalışırsak, doğru olanı yapmış oluruz. Yok, tersini yapar, her beceriksizliğimizi ve yanlışımızı kendimizde değil de, başkalarında aramaya kalkar, başkasına yüklemeye çalışırsak ne olur? Ne olacak, tabii ki kendi kendimizi kandırmış oluruz.

    ÖĞÜT VERMEK:

    Öğüt vermenin tatlı bir zevki vardır. O zaman verelim: Mutlu bir hayat için bir tek temel vardı, o da her zaman iyiyi ve doğruyu araştırmaktır. Hayattan memnun olmanız onu iyi kullanmanızla ve kendi kendinizden memnun olmanızla müm­kündür.
    Sonra çalışınız, durmadan çalışınız. Fakat aynı zamanda eğ­leniniz de. Mesele yorulmadan çalışmanın sırrını bulmaktır. Her şeyi bilmek, her şeyi öğrenmek İsteyiniz. Dürüst olun. Aşka asla ihanet etmeyin.

    ÇOCUKLAR BABALARI HAKKINDA NE DÜŞÜNÜRLER?

    6 yaşında: Babam her şeyi biliyor.
    10 yaşında: Babam çok şey biliyor.
    15 yaşında: Ben de babam kadar biliyorum.
    20 yaşında: Şu gerçek ki, babamın pek fazla bir şey bildiği yok.
    30 yaşında; Bir kerede de babamın fikrini alsam fena olma­yacak.
    40 yaşında: Ne de olsa babam bazı şeyleri biliyor.
    50 yaşında: Babam her şeyi biliyor.
    60 yaşında: Ah, babam hayatta olsaydı da kendisine danışabilseydim!
    Biz ne yaparsak yapalım, çocuklarımız bizim hakkımızda agağı yukarı böyle düşünürler.

Karma Bilgiler 22.03.2013
Yorumlar(0)

Kendiniz evde Nar Ekşisi Yapmak İstiyorsanız Size Tarifini Yapıyorum, Gerçi Ben Bahçede Yaptım ama siz evdede yapabilirsiniz,

En Az on kilo ekşi Nar alın, narın suyunu çıkartın, bu iki yolda olur biri tek tek tanelerini ayırıp sıkmak diğeri narenciye sıkacağıyla sıkmak, biz tek tek taneleri çıkartıp elimizle sıktık,










Narların Tanelerini çıkartık yukarıda görüldüğü gibi, sonra bunları elinizle ezin,










Daha sonra narin suyunu ince bir tülbentle tencereye süzün,








Suzme işi bittimi tencereyi ocağa oturtup kaynatmaya başlayın, orta bir ateste tahminen üç saat kadar kaynatacaksınız, kıvamı rengi koyulasınca indirin soğuyunca şişeleyip kullanın afiyet olsun,

Not: Otuz kilo kadar nardan bir kilo nar ekşisi çıktı ve çok zahmetli sağlıklı olduğu için zahmete değer ama hazır almak sanki daha cazip)))















Nar Ekşisi Yapımında Bana yardım eden ve modellik yapan Havva Hanıma Sonsuz Teşekkürlerimi sunarım,

Bilgi Deposu 22.03.2013
Yorumlar(0)

ICTIGIM SARAB OLSUN...
CEKTIGIM ESRAR OLSUN...
SEVDIGIM KIZ MUSLUMCUYSE BU CAN ONA FEDA OLSUN.

aLaca KaranLıkta oLsun öLümüm Kısın LambaLarı Kısın aLın GötüRün BüTün umutLarımı Kaderim DünYada KaLsın...okuSun öLüm FeRmanımı SaVcı TopLansın üÇ BeŞ dosT oN YaBaNcı KuruSun aRtıK DaRaĞcı...BeNi HayaLLeRimin BiTTiği YerDe aSın.



Ayağıma prangalar vurulmuş olsa bile. Nemli baltalarda yürüyüşümüz var arkadaş. Ne dostlarım arar ne düşmanlarım sorar. Kaderime terk edilmiş bedenim var arkadaş. Biz öyle insanlarız ki kimimiz park köşelerinde. Kimimiz ise hücre evlerinde yaşarız. Çok konuşma gardiyan sanada bi üçlü sararız.. 



ßiz isyankar sokaklarda buyuduk kizim. anlamayiz senin gibi balli ekmek yameyi. Biz 17 yasinda dunyaya, 18 yasinda kasip kavuran asklara isyan etmisiz, bilmeyiz kaygan pistte dans etmeyi. Satmayiz 10 kurus icin bize.., bize hakki olan sevenler



YÜREĞİNİN ÇÖLLERİNE NEHİR SAÇLARININ TELLERİNE ESİR OLDUM. BENKİ ASİ BOYUN EĞMEZ BEN Kİ ÇILGIN SÖZ DİNLEMEZ SENİN İÇİN HEMDE KAÇ KEZ YAŞLAR DÖKTÜM İNANMADIN. BAKMA BEN SANA COK KIYMET VERDİM AĞLATTIN İNLETTİN BEN YİNE SENİ SEVDİM KENDİNİ BULUNMAZ İLAHMI ZANNETTİN. SENİDE BIRAKIP GİDENLER OLUR SENİDE TERK EDİP GİDENLER OLUR KAHBECE SIRTINDAN VURANLAR OLUR SENİDE TERK EDİP GİDENLER OLUR...



Bazen çoban olup koyun güderim Kafam Bozulur Esrar Çekerim Bunalıma Girer Jilet Atarım Ferdiciyim arkadaş çok görme bana!!!


öpüyorsam AYRILIĞI gözünden,
söküyorsam YÜREĞİMİ göğsünden,
geçiyorsam gözlerinin içinden,
sana olan SEVDAMDANDIR bilesinnn...


Eğer içiyorsam rakıyı , eğer gözlerim eskisi gibi değilse, yürüyüşüm değişmişse.KİME NE !!!


Elli elli yüz biz müslümcüyüz:: Arabesktir tarzımız müslüm baba baş tacımız


Ben keder üretir dert yaratırım aleme ibrettir herbir sattırım kırk yılın başında halim hatrım sorulsa ne yazar sorulmasa ne !!!


Kadere rest cektim İSYANLARDAYIMMMMMM !!!

Tek tesellim kadehler başka birşey istemez ssahoş etsin yeter ki rakı şarap fark etmez..

Madem ayrılığa hüküm giymiş bu yürek ; O zaman ölmek için yaşamak gerek !!!

ßîzdé SâßâH oLmâz, ßîzdé GünéŞ Doğmâz, ßîz ¡§¥ãNKãR'ıZ Kızım ßîzLé DoSt oLmâk Sîze YaKıŞmaz... TopLumdâ Hép îtîLîrîz SanmaKî ßunâ îSteKLiyiz, ßîz SadeCe SêvdiKLêrimizin éSériyiz..!!


Esrarı çekmişim gözlerim kanlı yürüyorum yolda gönlüm yaralı var kolumda 3-5 jilet yarası oda ZaLiMiN SoN hatırası!!!



DUYMAN İÇİN DEĞİL SESLENİŞİM, GELMEN İÇİNSE HİÇ DEĞİL ÇAĞIRMALARIM,
BU YÜREK DUYMADAN SESLENMEYİ BİLİYORSA…
GÖRMEDEN SEVMEYİDE BİLİR.



Ne müslüm ne ferdi bilir bendeki derdi sen söyle müslüm baba ""NEREDEN SEVDİM O ZALİMİ""



Alemlerde Yer Yapan Delİkanlinin Elİnde Olan ÇarŞafla Sarilip Dumanla Yok Olan Esrara Deİl Sana MÜptelayim MÜslÜm Baba

Bilgi Deposu 22.03.2013
Yorumlar(0)

Tiroidin fazla çalışması ( hipertiroidizm; tirotoksikoz ya da zehirli guatr ) Eğer tiroit fazla çalışıyorsa, diğer bir deyişle T3 ve T4 hormonlarını çok miktarda üretip kana salıyorsa hipertiroidizm ( toksik guatr ya da zehirli guatr ) adı verilen diğer önemli bir çalışma bozukluğu ortaya çıkar. En önemli bulguları; Ellerde titreme Sinirlilik Huzursuzluk Sıcağa dayanıksızlık Çarpıntı Kas zayıflığı ve çabuk yorulma Artmış barsak hareketleri ve bazen ishal Diyet yapmaksızın kilo kaybetme Saç dökülmesi Deride incelme ve tırnakta kırılmadır Özellikle yaşli hastalarda, standart tedaviye dirençli kalp yetmezligi gelişebilir. Hipertiroidizme yol açan durumlar nelerdir ? Tiroidin fazla çalışması, vücudun bağışıklık sistemindeki bir sapmaya bağlı olarak tiroidin aşırı uyarılması sonucu ortaya çıkmışsa Graves ya da Basedow hastalığı adını alır ve tiroit genellikle düzgün büyümüştür. Bu da otoimmün bir hastalıktır. Bu hastalarda yukarda sayılan belirtilere ilaveten ciddi göz bulguları saptanır. Bunlar: Göz kürelerinin öne doğru fırlaması Gözde ağrı ve kızarıklık , göz kapağında şişme Göz kapakları arasında açıklık kalmasıdır. Bu hastalığın çok şiddetli olması ve erken tedavi edilmemesi durumunda körlük bile gelişebilir. Yine tiroitte varolan bir nodülün kendi kendine, diğer bir deyişle vücudun denetim mekanizmalarından kaçarak fazla çalışması sonucu toksik nodüler guatr adı verilen durum ortaya çıkabilir. Bazen bunun nedeni özellikle yaşlı hastalarda fazla iyot alınması olabilir. Çok ender olarak beyindeki hipofiz bezinden fazla TSH salınmasına yol açan hastalıklar da tiroidin fazla çalışmasına neden olabilir. Çünkü TSH, hem tiroidi büyütebilen hem de tiroit hormonlarının yapımını sağlayan bir hormondur. Dolayısıyla TSH artınca tiroit hormonlarının yapımı da artacaktır. Bunların dışında amiodaron adlı kalp ilacını kullananlarda, tiroidin iltihabi hastalıklarının erken devresinde tiroidin fazla çalışmasına benzer bir durum ortaya çıkabilmektedir. Tiroit çok kısa bir zaman diliminde örneğin bir gecede gözle görülebilir bir şekilde büyüyebilir mi ? İki ayrı hastalık için geçerli olabilir. Bunlardan ilki tiroitte var olan bir nodülün içine kanama olmasıdır. Nodül daha önceden bilinen bir nodül olmayabilir. İkinci durum daha ziyade gribal bir enfeksiyonu takip eden dönemde ortaya çıkabilir. Tiroit tek veya iki taraflı şişmiştir. Subakut tiroidit denilen bu hastalıkta veya nodül içine kanamada en önemli yakınma boyunda ve tiroit bölgesinde hissedilen ve çoğu zaman şiddetli olan ağrıdır. Bu gibi durumlarda hekime başvurulmalıdır. Çünkü tanıları kolay konur ve tedavileri fazla karmaşık değildir. Tiroit Hastalığı Tiroit bezinin aşırı çalışarak fazla miktarda tiroit hormonu üretmesi (hyperthyreose) vücut dengelerini sarsar. Hastalık belirtileri arasında ruhsal değişkenlik, huzursuzluk, sıkıntı, sinirlilik, fazla terleme, sıcağa karşı tahammülsüzlük, kilo kaybı,saç dökülmesi, yorgunluk, kas zayıflığı, kalp ritim bozukluğu ve kalbin hızlı çarpması sayılabilir. Hastalığın başlangıcında bitkisel ilaçlar başarıyla uygulanmaktadır. Hastalığın ilerlemiş halinde nedenlerin araştırılması için hekim kontrolü şarttır. Huzursuzluk, sinirlilik ve uykusuzluk gibi şikayetlerde kurtayağı otu kullanılmaktadır. Tiroit hormonunun fazla üretilmesine bağlı kalp şikayetlerinde aslankuyruğu otu faydalı olmaktadır. Her iki bitkisel ilaç birlikte kullanılabilir. Uzun dönemde enzim ve hormon dengelerinin sağlanması için çörekotu ve sarımsak kullanılır. Çörekotu yılda 8-10 ay sarımsak 2-3 ay kullanılabilir. Dahilen Kullanılan Bitkisel İlaçlar: Aslankuyruğu otu: Kalp çarpma sayısını hafif azaltır, kan basıncını hafif düşürür ve sakinleştiricidir. İnce kıyılmış 1-2 çay kaşığı ot fincana konur, üzerine 150 ml kaynar su ilave edilir, 10 dakika demlenir, süzülerek içilir. Çayı taze hazırlanarak günde 2-3 defa içilebilir. 2-4 haftadan uzun süre kullanılmaz. İlave olarak biberiye çayı kullanılabilir. Kurtayağı otu: sinirsel rahatsızlıkların eşlik ettiği tiroit bezinin aşırı çalışması halinde kullanılır. İnce kıyılmış 1 çay kaşığı ot fincana konur, üzerine 150 ml kaynar su ilave edilir, 10 dakika demlenip süzülerek içilir. Günde 1 fincan çay sabah içilir, fazla gelirse miktar azaltılır. Şikayetlerin hafiflediği ölçüde miktar giderek azaltılarak kullanıma son verilir. Ani olarak kullanıma son verilmemelidir. Hamilelik ve emzirme döneminde kullanılmaz. Sarımsak: Günde 4 gr sarımsak ( Diş), bir defada 1 gr olmak üzere 4 defada yenir. Sarımsak havanda dövüldükten sonra, 4-5 dakika havanda bekletilir, yoğurda veya yemeğe katılarak yenir. Sarımsak kokusunu bastırmak için maydanoz yenir, kakule çiğnenir, naneli sakız veya şeker kullanılır. Eşinize kokuyorsa yemesini öneriniz. Çörekotu: Günde toplam olarak 15 gr çörekotu yenir. Bu miktar 2 veya 3 e bölünerek yemeklerden 30 dakika önce öğütülüp, az suyla yenir. Rendelenmiş bir elma veya armuda öğütülmüş çörekotu katılarak da yenebilir. Şeker hastası olmayanlar, pratik olması açısından haftalık kullanım miktarını öğütüp bekletmeden tahin-pekmeze ( 100 gr yeni öğütülmüş çörekotu, 100-150 gr pekmez ve 200-250 gr tahine karıştırılabilir, kişiler tat algısına göre miktarlarda değişiklik yapılabilir) karıştırarak yiyebilirler. Dişleri sağlam olanlar çiğneyerek yerlerse diş eti bakımı da yapılmış olur.Öğütülmüş olarak hazır satılan çörekotu alınmamalıdır, çok zararlıdır. Not: Çörekotu hamilelik döneminde yenmemelidir. Doğuma bir hafta kala başlanıp emzirme süresince yenirse anne ve çocuk sağlığı açısından çok faydalıdır. Çörekotu yeterli miktarda omega-3 ihtiva eder, ilave olarak omega-3 takviyeli gıdalar yenmemelidir.

Toplam 9 Makale, 2 Sayfada Gösterilmektedir. [1] 2 » »»
İstatistikler
  •  Toplam Hit: 6702
     Toplam Sayfa Gösterimi : 7343
     Ip: 207.241.237.102
     Toplam Kategori: 2
     Toplam Blog: 9
     Toplam Yorum: 4
     Toplam Resim: 8
     Toplam Mesaj: 8

En Çok Okunanlar

Müslüm Baba Sözleri, Damar Sözler, Jiletci Sözleri, Arabest Sözler, Arabesk Duvar Yazıları (94)
Vampirlik Varmıdır, Vampir nasıl olunur, Vampir Olmanın Bilimsel Acıklaması Nedir, Vampirlerin Özellikleri Nelerdir, Vampirler Kan İle Nasıl Beslenirler, Vampirler Nasıl Ayırt Edilir, Vampirler Ne İle Beslenirler, Vampirler Kanı Nasıl bulurlar, (84)
Hikayenin Özellikleri - Hikaye Nedir ? (81)
ygs puan hesaplama (78)
Vampirlik Varmıdır, Vampir nasıl olunur, Vampir Olmanın Bilimsel Acıklaması Nedir, Vampirlerin Özellikleri Nelerdir, Vampirler Kan İle Nasıl Beslenirler, Vampirler Nasıl Ayırt Edilir, Vampirler Ne İle Beslenirler, Vampirler Kanı Nasıl bulurlar, (77)
Takdir Teşekkür Puan hesaplama 6. 7. 8. Sınıflar Sbs - Lys - Ygs Puan Hesaplama (76)
Nar Ekşisi Nasıl Yapılır, Evde Nar Ekşisi Nasıl Yapılır, Nardan Nar ekşisi Yapılırmı (75)
Troit Hastalığı Nedir, Troit Hastalığının Belirtileri Nelerdir, Troit Hastalğının Tedavisi Nasıl Yapılır (69)
şevket radonun eserlerindeki konular - şevket rado eserleri (52)

Son Yorumlananlar

Hakkımda
Bu alana içerik girilmemiştir....

Bu Siteyi Paylaşın